Kayabaşı Köyü Sinop ilinin şirin
bir ilçesi olan Türkeli'nin köylerindendir. Çarşamba'dan ayrılan yol ile
ulaşım sağlanır. Kayabaşı kalabalık yerleşimi olan bir köydür. Yolu
asfaltlanmıştır. Kanalizasyon sorunu yoktur. Şebeke suyu vardır.
KAYABAŞI
KÖYÜ:
İlk bakışta, kayanın dibindeki köy
nasıl Kayabaşı oluyor? Bunun üzerinde düşünmekte yarar
var. Arazinin jeolojik yapısına baktığımızda zaten olay
anlaşılıyor. Köy büyük bir çöküntü alanının ortasına
kurulmuş. Toprak derinlemesine kazıldığında ufalanmış
kayran çıkıyor. Köyün çevresindeki arazi isimleri de
bize ip ucu veriyor.
Örneğin: Obrukbaşı, Obrukayağı, Obruklöp, Obruk gibi...
hep obrukla başlayan isimler.
Yani kayanın başı büyük bir heyelan sonucu, kayanın
dibine inmiş. Ama kayabaşı olan isim aynen kalmış.
Köyün nüfus yapısına gelince: Büyük bir olasılıkla
Kafkas’ların kuzeyinden veya Karadeniz’in karşı
kıyılarından gelen bir göç dalgası ile oluştuğu
anlaşılıyor. Çünkü; genellikle açık tenli veya sarışın
insanlar yaşıyor burada. Ayrıca, hiç işgal görmemiş.
Devletle hiçbir sorun yaşamamış. Tarihinde başkaldırı
diye bir şey yok. Devlete hizmette kusur işlenmemiş.
Köyün bilinen en eski kişisi Sancaktar Yusuf Goca'dır.
Yusuf Goca'nın üç oğlu vardır: Recep, Ahmet, Mehmet.
Bunlardan Ahmet, demirci ustasıdır. Sancoğlu Demirci
Ahmet Usta diye tanınır. Demirci Ahmet ustanın üç oğlu
vardır. Kızları bilinmiyor. Oğulları; İlyas, Şaban ve
Mehmet'tir.
İlyas’la Mehmet Çanakkale savaşına giderler. İlyas
Çanakkale'de şehit düşer. Mehmet bacağının birini
Çanakkale'de bırakır. Topal Mehmet olarak köye döner.
Ona Cin Çavuş'ta derlermiş.
Şaban'a gelince: Şaban doğu cephesine gider. Bir daha
ondan haber gelmez. Ne olduğunu da kimse bilmez. Ama çok
sonraları yapılan araştırmada şu sonuç çıkar: Doğu
ordusu Sarıkamış cephesinde kışa yenik düşer.
Allahüekber Dağları'nda; hastalık, soğuk ve düşman
kurşunları onları yok eder. Şaban, Sarıkamış cephesi'nde
donmuş da olabilir, Ruslara esir düşmüş, Sibirya’lara
sürülmüş de olabilir. (Geniş bilgi için
köyümüzün tarihine bakabilirsiniz..)
*
Niçin hep birlikte barış
ve uyum içinde yaşamayalım? Hepimiz aynı yıldızlara
bakıyoruz, aynı gezegenin üzerindeki yol arkadaşlarıyız
ve aynı gökyüzünün altında yaşıyoruz.( Aunius Aurelius
Simachus)
*Yirmi
yaşındaki bir insan, dünyayı değiştirmek ister . Yetmiş
yaşına gelince , yine dünyayı değiştirmek ister, ama
yapamayacağını bilir.( Clarence S.Darrow)
*
Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım
geriye gitmek zorundadır. Bugün yarına dünle beslenerek
yol alır. (Bertolt Brecht)
BU BİZİM HİKAYEMİZSİNOPLU MEHMET ÇAVUŞ
İşte bizim hikayemiz; İsfendiyar
dağlarının kuzey eteklerinde ve Karadenizin kıyılarında
başlar. Hikaye yetmiş beş yaşının üzerindeki yaşlı
demirci ustası ve O’nun üç oğlunun hikayesidir.
Ahmet Usta’nın köyü denize yakın bir yerlerden
başlayıp dağ yamacına doğru uzanıp giden dağınık bir
köy’dür. Köy’ün bir ucundan öteki ucuna bir saate
ulaşılır. Evler ahşaptır. Ormanların içinde kaybolmuş
gibidir.
Ahmet Usta köy’ün hem demircisi hem de
muhtarıdır. Elli seneden beri muhtarlık görevini
yürütmektedir. Bu uzun yaşına ve uzun sakalına rağmen
demirci dükkanında insanlarına hizmet verir. Küçük oğlu
Şaban O’nun yardımcısıdır. Yaptıkları işlerden para
talep etmezler. Zaten para da yoktur. Karşılığında ya
hizmet alır, ya mal, ya da dua alırdı. Bu nedenle Ahmet
usta’nın halk arasında hatırı sayılır, sözü dinlenirdi.
Ahmet Usta’nın Şaban askerden sağ salim yeni
dönmüş, şimdi babası’nın sanatını öğrenmeye çalışıyordu.
Erken evlendiği için dört çocuğu vardı.
Ahmet Usta’nın iki oğlu daha vardı. Mehmet büyük
oğluydu. Uzun süren balkan savaşlarında yararlı
hizmetler gördüğü için O’na madalyalar verilmiş, çavuş
yapılmıştı. Çok iyi okuma yazma bilirdi.
Uyanık bir insan olduğu için O’na “Cin Çavuş” derlerdi.
Herkes O’nu bu isimle çağırırdı… İlyas ortanca oğluydu.
Hasta ve çelimsizdi. Bu nedenle askere alınmamıştır.
Ailenin hayvanlarına çobanlık yapmak görevi O’nundu. HİKAYENİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN